Hz. İsa, diğer tüm peygamberler gibi insanları doğru yola çağırmakla görevlendirilmiş Allah'ın seçkin bir kuludur. Ancak Hz. İsa'yı diğer peygamberlerden ayıran bazı özellikler vardır. Bunlardan en önemlisi O'nun halen ölmemiş, Allah Katına yükseltilmiş ve yeryüzüne tekrar geri gönderilecek olmasıdır. 

Hz. İsa'nın ahir zamanda yeryüzüne yeniden gönderileceği, İslamiyet'i seçerek Hz. Mehdi ile beraber İslam ahlakının tüm dünyaya hakimiyetine vesile olacağı, Kuran ayetlerinde ve Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde de müjdelenmiştir. Bu müjde doğrultusunda, içinde yaşadığımız ahir zamanın en önemli konularından biri Hz. İsa'nın hangi özellikleriyle tanınacağıdır.

Hz. İsa Gelecek .com

    

Hz. İsa bundan yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış olan, Allah'ın dünyada ve ahirette seçkin kıldığı bir elçisidir. Hz. İsa'nın doğumu, hayatı ve Allah Katına alınması hep mucizevi şekillerde gerçekleşmiş, bu mübarek insanın hayatı Kuran'da ayrıntılı olarak haber verilmiştir. Allah Kuran'da birçok peygamberin kıssalarını bizlere bildirmektedir. Ancak Hz. İsa çeşitli yönleriyle diğer peygamberlerden farklı bir konuma sahiptir. Allah'ın üstün ilimlerle desteklediği bu değerli kulu daha beşikteyken konuşmuş, dünyada kaldığı süre içerisinde çevresindeki insanlara büyük mucizeler göstermiştir. Onun bu özel durumunun diğer bir delili de, Allah Katına alınışı ve tekrar dünyaya gönderileceğine dair Kuran'da önemli işaretlerin olmasıdır. (Nisa Suresi, 156-159; Al-i İmran Suresi, 55; Maide Suresi, 117; Zuhruf Suresi, 57-61; Al-i İmran Suresi, 45-48; Maide Suresi, 110;    Al-i İmran Suresi, 59; Meryem Suresi, 33) Bu ayetlerin bir tanesinde Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur." (Zuhruf Suresi, 61) buyurulmaktadır. Bu ayetin Hz. İsa'nın ahir zamanda yeryüzüne dönüşüne açık bir işaret taşıdığını söyleyebiliriz. Çünkü Hz. İsa, Kuran'ın indirilişinden yaklaşık altı asır önce yaşamıştır. Dolayısıyla bu ilk hayatını "kıyamet saati için bir bilgi" yani bir kıyamet alameti olarak anlayamayız. (Bakınız, Mesih Müjdesi, Harun Yahya)

 

     Ayette işaret edilen anlam, Hz. İsa'nın, ahir zamanda, yani kıyametten önceki son zaman diliminde yeniden yeryüzüne döneceği ve bunun da bir kıyamet alameti olacağıdır. (En doğrusunu Allah bilir.)
 
     Hz. İsanın gelişi Kuranın pek çok ayetinde bildirilmesinin yanı sıra Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde de müjdelenmiştir. Bu hadislerden bazıları şu şekildedir:
 

 Vallahi muhakkak ve muhakkak Meryem oğlu İsa inecek, hem adil bir hakem, adaletli bir hükümdar olarak inecek... (Ebu Hureyre r.a. / Buhari, Büyu  102, Mezalim 31, Enbiya 49; Müslim, İman 242 (155); Ebu Davud, Melahim 14 (4324); Tirmizi, Fiten 54 (2234)

 
     Hz. İsa ile ilgili hadisler hakkında İslam alimleri de düşüncelerini açıklamışlardır. Bunlardan bazıları şu şekildedir:
İmam Suyuti, El Havi Lil Fetava adlı kitabı ve El İ'lam bi Hukmi İsa adlı risalesinde, bu konuya geniş yer vermiş ve bu hadislerin mütevatir olduklarını bildirmiştir:
 
 

Hadis ilmine vakıf olanlara gizli kalmayacağı üzere, bu hususta zikrettiğimiz bütün hadisler mütevatir derecesine ulaşmıştır. Dolayısıyla Mehdi Muntazar (beklenen Mehdi) hakkındaki hadis-i şerifler mütevatir olduğu gibi, Deccal hakkındaki hadis-i şerifler de tevatür derecesine ulaşmış olup, Hz. İsa'nın inişiyle ilgili hadis-i şerifler de mütevatirdir. (El Havi, 2/277)

     Şevkani de Hz. İsa'nın ineceğine dair hadisleri bir bir nakletmiş ve sonunda:
 
Bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür haddine ulaştı. Bu beyanımızla şu sonuca varılıyor ki, beklenen Hz. Mehdi hakkındaki hadisler, Deccal hakkında hadisler ve Hz. İsa'nın inmesine dair hadisler mütevatirdir." demiştir. (Sünen-i İbn-i Mace, 10/338)
 
     Kısaca açıkladığımız bu bilgiler ışığında akla gelen ilk soru ise, "Hz. İsa'nın yeryüzüne tekrar gelişinde kim olduğunun nasıl anlaşılacağı ve onun hangi özelliklerinden tanınabileceği"dir.

Bu konuda başvurulabilecek en güvenilir kaynak Kuran'dır. Kuran'ın pek çok ayetinde peygamberler ve salih müminler ile ilgili açıklayıcı bilgiler bulunmaktadır. Ayrıca Kuran ayetlerinde Üstelik müminlere ait  özellikleri tek tek tespit etmek de imkan dahilindedir.

 
Bununla bağlantılı olarak Hz. İsa'nın üstün iman özellikleri, Kuran incelenerek öğrenilebilir. Dolayısıyla Kuran'a uyan samimi müminler onda gördükleri bu üstün özellikleri değerlendirip, onu tanıyabilirler. Ancak bu noktada unutulmamalıdır ki, Hz. İsa'yı tanımak herkes için mümkün olmayabilir. Bu konu ile ilgili Bediüzzaman Said Nursi şunları söylemektedir:
 
"Hz. İsa (A.S) geldiği vakit, herkesin onun İsa olduğunu bilmesi gerekmez. onun yakınları ve ileri gelen kişiler, imanın nuru ile onu tanırlar. Yoksa açıkça     herkes onu tanımayacaktır." (Mektubat, s. 54)

 

     Yukarıdaki sözünde görüldüğü gibi, Bediüzzaman da Hz. İsa'nın yeryüzüne döndüğü ilk yıllarda ancak yakın çevresinin onu tanıyabileceğini bildirmiştir. Yakınında bulunan bu insanların onu tanımasının ise ancak 'imanın nuru' ile olabileceğini belirtmiştir. Burada 'imanın nuru' ile ne kastedildiğine değinmek gerekir. 'İmanın nuru' Allah'ın varlığına, birliğine inanan ve Kuran'a uyan insanlara Rabbimiz'in verdiği bir anlayıştır. Müminler Allah'ın verdiği bu anlayışla, olayları çok açık olarak değerlendirebilir, birçok konunun karmaşık gibi görünen noktalarını rahatça kavrayabilirler. Kuran'da bildirildiği gibi müminler, çevrelerindeki her şey üzerinde derin düşünen, dolayısıyla olaylardaki detayları Kuran ahlakına göre değerlendiren insanlardır. Nitekim bir ayette Allah, samimi kalple iman edip her olayın inceliğini ve derinliğini kavramaya çalışan, gördükleri detaylarda kendilerini yaratan Allah'ın büyüklüğünü, gücünü kavrayarak Kendisinden korkanlara 'doğruyu yanlıştan ayırma' konusunda anlayış vereceğini bildirmiştir:
"Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir." (Enfal Suresi, 29)

 
     Bu ayet doğrultusunda düşünüldüğünde, Hz. İsa'yı yeryüzüne dönüşünde tanıyıp ona itaat edecek olanların da, Allah'a ve Kuran'a iman eden, her olayı derinlemesine düşünüp kavramaya çalışan insanlar olacağı anlaşılmaktadır. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi bir başka sözünde konuya şöyle dikkat çeker:
 

"Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nuzulü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam  olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir;  herkes bilemez." (Şualar, s.487)

   
   

   
     Hz. İsa Kuran'da bildirilen peygamber özelliklerinin yanı sıra başka özelliklerle de tanınabilecektir. Şüphesiz bunlardan en önemlisi, Hz. İsa'nın dünyada bir ailesinin, hiçbir akrabasının, eskiden tanıdığı tek bir kişinin olmamasıdır.
 
    
Hz. İsa yeniden yeryüzüne geldiğinde çevresinde kendisini tanıyan hiç kimse olmayacaktır. Onun fiziksel özelliklerini, simasını ya da ses tonunu bilen tek bir kişi dahi çıkmayacaktır. Dünya üzerinde tek bir kişi "ben onu daha önceden tanıyorum, filanca zaman görmüştüm, onun ailesi ve yakınları şu kimselerdir" gibi bir iddiada bulunamayacaktır. Çünkü onu tanıyan tüm insanlar bundan yaklaşık olarak 2000 sene kadar önce yaşamış ve ölmüşlerdir. Annesi Hz. Meryem, Hz. Zekeriya,  dönemin Yahudi önde gelenleri ve bizzat Hz. İsadan tebliğ almış olan insanlar vefat etmişlerdir. Dolayısıyla ikinci kez yeryüzüne gelişinde, onun doğumuna, çocukluğuna, gençliğine ve yetişkinliğine şahit olmuş tek bir kimse olmayacak ve onun hakkında hiç kimse hiçbir şey bilmeyecektir.
 
 
Hz. İsa Allah'ın "OL" emriyle babasız olarak dünyaya gelmiştir. Aradan yüzyıllar geçtikten sonra ise bilinen hiçbir akrabası olmaması çok doğaldır. Allah, Hz. İsa'nın bu durumunu Kuran'da Hz. Adem'in yaratılışına benzetmekte ve şöyle buyurmaktadır:
 
    "Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "Ol" demesiyle o da hemen oluverdi." (Al-i İmran Suresi, 59)
 
    
Ayette de bildirildiği gibi Allah Hz. Adem'e "Ol" demiştir ve Hz. Adem yaratılmıştır. İşte Hz. İsa'nın ilk yaratılışı da Allah 'ın "Ol" demesiyle gerçekleşmiştir. Hz. Adem'in anne ve babası yoktur, Hz. İsa'nın ilk dünyaya gelişinde ise sadece annesi Hz. Meryem vardır; fakat yeryüzüne yeniden geleceği ikinci seferde onun annesi de hayatta olmayacaktır. Aradan yüzyıllar geçtikten sonra bilinen hiçbir akrabası olmadan yeryüzünde bulunacaktır.
 
    
Kuşkusuz bu sayede Hz. İsanın yeryüzüne yeniden gelişinde, onun Hz. İsa olduğundan şüphe edilebilecek bir durum oluşmayacaktır. Sahte mesihlik iddiasında bulunan kimselerin ise yalanları kolayca anlaşılabilecektir. Çünkü tüm çocukluğu insanlar arasında geçmiş, çok sayıda çocukluk resmine sahip, kendisini küçüklüğünden itibaren tanıyan sayısız kişiye sahip bir insanın Hz. İsa olduğunu iddia etmesinin ne denli akıl dışı bir iddia olduğu açıktır.

 

 

 
    

Allah'ın seçip gönderdiği her mübarek peygamber gibi, Hz. İsa da tüm üstün ahlak özelliklerini üzerinde taşır. Onu diğer insanlardan ayıran en belirgin fark, yaşadığı toplum içinde alışılmadık bir şekilde ortaya çıkan yüksek şahsiyetidir. Öyle ki halk arasında hiç rastlanmayan, insanların alışık olmadığı ve görür görmez etkilenecekleri ahlaki özelliklere sahiptir. Allah'a olan güveni ve imanı ile son derece kararlı, cesaretli, toplumun etkisi altında kalmayan, aksine herkesi etkileyen, güçlü bir insandır.

Allah, peygamberleri diğer insanlara göre üstün özelliklerle yarattığını yukarıdaki ayetlerde açıkça bildirmiştir. Bu konu ile ilgili Kuran'da geçen daha pek çok örnek vardır. Örneğin "...İbrahim (tek başına) bir ümmetti..." (Nahl Suresi, 120), "Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u hatırla..." (Sad Suresi, 45), "Ve gerçekten onlar, Bizim Katımızda seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır." (Sad Suresi, 47), "... Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a hamdolsun..." (Neml Suresi, 15) ayetlerinde bildirilen ifadeler, peygamberlere verilen üstünlüklerin bir bölümünü haber vermektedir. Hz. İsa da Allah'ın seçkin kıldığı peygamberlerdendir. Bir ayette şöyle buyurulur:
 
    "İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah'ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır.    Meryem oğlu İsa'ya apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik..."  (Bakara Suresi, 253)
 
  
 

 

 
   
Elçilerin üstünlüklerinin gerek bilgice, gerekse fiziksel özellikleriyle olduğu da Kuran'da bildirilir:
 
"...O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü artırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir." (Bakara Suresi, 247)
 
    
Bilgice, akılca, vücutça, ahlakça üstün kılınmış bir insan olarak Hz. İsa'nın yüzünde peygamberlere has bir ifade olacaktır. Sahip olduğu güçlü Allah korkusunun ve derin imanının nuru, yüzüne yansıyacaktır. Peygamberlere has olan nurlu ifade o derece açık olacaktır ki, onu görenler diğer insanlara kıyasla çok üstün bir insanla karşılaştıklarının farkına varacaklardır. Ancak unutmamak gerekir ki, elbette herkes bunu kabul etmeyebilir. Kimi insanlar içlerinde duyacakları haset ve kin sebebiyle, bu ahlaki üstünlüğü göz ardı edebilirler. İçten içe farkında olsalar da, kibirleri ve büyüklük tutkuları nedeniyle anlamazlıktan gelebilirler. Yalnızca imanında samimi olanlar, bu üstünlüğü görüp gereği gibi takdir edebileceklerdir.
    

Allah, Hz. İsa'nın hem dünyada hem de ahirette "... seçkin, onurlu, saygın ve Allah'a yakın kılınanlardan..." (Al-i İmran Suresi, 45) olduğunu bildirmiştir. Kuran ahlakının bir tecellisi olarak tüm peygamberler gibi Hz. İsa da çevresindeki insanlar arasında saygınlığıyla, seçkin ve onurlu oluşuyla tanınacaktır.

 

 

 

 
 
 
"Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir..." (Enam Suresi, 89)
 
    
Allah, çeşitli kavimlere tebliğ yapmaları, onları uyarıp korkutmaları için gönderdiği peygamberlerini aynı zamanda hikmet sahibi de kılmıştır. Hikmetli bir anlatım, isabetli konuşmalar, doğruya davet edici ve kötülükten menedici tavırlar tüm peygamberlerin ortak özellikleridir. Nitekim Kuran'ın daha pek çok ayetinde tek tek peygamberlere verilen hikmete de dikkat çekilir. Örneğin, Hz. Davud için "... ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik." (Sad Suresi, 20); Hz. Yahya için, "... daha çocuk iken ona hikmet verdik." (Meryem Suresi, 12); Hz. Musa için, "O, erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik..." (Kasas Suresi,14); Hz. Lokman için, "Andolsun, Lokman'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik..." (Lokman Suresi, 12); Hz. İbrahim için, "... Doğrusu Biz, İbrahim ailesine Kitabı ve hikmeti verdik..." (Nisa Suresi, 54) diye bildirilmiştir.
 
    
Allah, "Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir..." (Bakara Suresi, 269) ayetiyle, tüm peygamberlerin hikmet verilerek ödüllendirildiğini bildirmiştir.
    
Hz. İsa'nın Allah'ın bir elçisi olarak hikmetle ödüllendirildiğine ve bunu kendi kavmine de bildirdiğine Kuran'da şöyle dikkat çekilmiştir:
 
    
"Allah şöyle diyecek: "Ey   Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı,   hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim..." (Maide Suresi, 110)
 
    
Bu ayetler doğrultusunda Hz. İsa'yı tanımak için bir başka işaretin de, onun yapacağı "hikmetli, isabetli ve çok etkili konuşmalar" olduğu anlaşılmaktadır. Diğer tüm konularda olduğu gibi hikmetli konuşma da, peygamberlere has çok dikkat çekici bir özelliktir. Kuran'ı kendilerine rehber edinmiş olan müminler, Hz. İsa'nın konuşmalarının diğer bir ayette de belirtildiği gibi "özü kapsayan bir bilgi" (Kehf Suresi, 91) içerdiğini ve bunun ancak Allah'ın seçtiği elçilere has olduğunu anlarlar.
 
    
Gösterdiği üstün akıl, yaptığı kusursuz teşhisler, getirdiği çözümler her zaman çok isabetli olup Allah'tan özel olarak verilmiş bir hikmetin en açık alametlerini oluşturacaktır. Böylece üstün şahsiyeti ve aklı açıkça göze çarpacaktır.
 

 

 
 
 
Kuran'da bildirildiği üzere her elçi gönderildiği topluluğa ilk olarak "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim" (Şuara Suresi, 107) ifadesiyle söze başlayarak kendisini tanıtmıştır. Peygamberlerin bu güvenilirlikleri, Allah'ın emirlerine, bildirdiği din ahlakına eksiksizce uymalarından kaynaklanır. Hiçbir durumda doğru yolun, İslam ahlakının dışına çıkmazlar. Yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak istemelerinden dolayı kimseye boyun eğmezler. Kuran'da hemen hemen tüm peygamberlerin bu özelliklerini ön plana çıkardıkları haber verilmektedir. Örneğin, Hz. Musa'nın kendisini kavmine tanıtması Kuran'da şöyle haber verilmektedir:
 
    "Andolsun, Biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti; "Allah'ın  kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim" (demişti)." (Duhan Suresi, 17)
    

Ancak kavimleri elçilerin bu önemli özelliklerini her zaman takdir edememişlerdir. Hatta çoğu zaman elçilerle ilgili yanlış zanları olmuştur. Çünkü kendi cahiliye sistemlerini terk edip onların davet ettiği hak dine uymak istememişlerdir. Ancak aradan belli bir zaman geçtikten sonra elçilerin en güvenilir insanlar oldukları kavim içinde de kabul görmüştür.

    
Kuran'da bildirilen peygamberlerin bu özellikleri kuşkusuz Allah'ın bir elçisi olarak Hz. İsa'da da görülecektir. Hz. İsa dünyaya ikinci gelişinde, Allah'ın değişmez bir kanunu olarak halk arasında güvenilirliği ile dikkat çekecektir. Allah, diğer tüm elçilerine olduğu gibi, Hz. İsa'ya da yardım edecek ve onun ne kadar emin bir insan olduğunu zamanı geldiğinde insanlara gösterecektir.
 
   

 

 
Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır. (Saffat Suresi, 171-173)
    
Allah her zaman elçilerini diğer insanlardan üstün kılmıştır. Tarih boyunca gönderilen her peygamber, Allah'ın yardımıyla düşmanlarına karşı üstünlük kazanmış, onların kurdukları tuzaklardan korunmuştur. Aldıkları her karar, uyguladıkları her yöntem hep hayırla ve başarıyla sonuçlanmış, Rabbimiz onları her durumda desteklemiştir.
 

Dolayısıyla Allah'ın elçisi Hz. İsa'yı bekleyen müminler için yol gösterici bir başka işaret de onun her işinin başarı ile sonuçlanması olacaktır. Öyle ki aldığı her karar, uyguladığı her yöntem kendisi ve etrafındaki müminler için hayırlı sonuç verecektir. Hatta ilk bakışta olumsuz gibi görünen olaylar dahi bir süre sonra olumlu hale gelecektir. Hz. İsa'nın aldığı tüm kararların en doğrusu, en akılcısı olduğunu bu olaylar ispat edecektir. Çünkü Allah Kuran'da elçilerinin her ne olursa olsun tüm zorluklara rağmen üstün geleceklerini, onları kesin olarak yardımıyla destekleyeceğini vadetmiştir.

 
     Allah'ın bu vaadiyle yapmaya karar verdiği her işte Hz. İsa'nın elde edeceği başarı ve bereket, hem düşmanlarının, hem de yanındaki inananların dikkatini çekecek kadar açık olacaktır. Düşmanları da, bu durumun olağanüstülüğünü fark edecek ancak bunun Allah'tan gelen bir yardım olduğunu takdir edemeyeceklerdir. Her işinin başarılı olmasına, attığı her adımın doğru olmasına bir anlam veremeyeceklerdir. Çünkü onların amacı, 'kendileri gibi bir beşer' olarak gördükleri bu mübarek insana karşı üstün gelmektir. Ancak "Sonra Biz, elçilerimizi ve iman edenleri böyle kurtarırız; müminleri kurtarmamız Bizim üzerimize bir haktır." (Yunus Suresi, 103) ayetinde de bildirildiği gibi, Allah bu konuda yaptıkları herşeyi sonuçsuz çıkaracak ve elçisine yardım edecektir. Ona kurulan tuzaklar, açılan savaşlar hiçbir zaman başarılı bir sonuca ulaşamayacaktır.

   

 

    
Tüm elçilerin taşıdığı ortak bir özellik de, yaptıkları hiçbir şey için ücret beklememeleridir. Yaptıkları büyük hizmetler karşılığında bekledikleri tek şey Allah'ın rızasıdır. Çevrelerindeki hiç kimseden bir ücret, bir fayda talep etmezler. Nitekim Kuran'da da, tüm elçilerin bu özelliği üzerlerinde taşıdıkları ve bunu sözle de dile getirdikleri şöyle bildirilmektedir:

    "Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni Yaratan'dan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz?" (Hud Suresi, 51)

    
Elçilerin taşıdıkları bu üstün özellik, Hz. İsa'da da görülecektir. Allah'ın peygamberi olarak tüm insanları İslam dinine davet edecek, ancak yaptığı şeylerin karşılığında hiçbir maddi çıkar, bir ücret talebi olmayacaktır. Kuran'da bildirilen tüm elçiler gibi yaptığı her şeyin karşılığını Allah'tan bekleyecek ve bu özelliğiyle de gerek yakın çevresinde, gerekse içinde bulunduğu toplumda dikkat çekecektir.
     Ancak şu nokta unutulmamalıdır ki, diğer konularda olduğu gibi bu konuda da onu ancak samimi iman sahipleri takdir edebilirler. İçinde bulunduğu toplum Hz. İsa'nın bu özelliğini fark etse bile, kimi düşmanları onu engellemek için diğer tüm peygamberlere yapıldığı gibi çeşitli iftiralarda bulunabilirler. Bu iftiraların arasında kuşkusuz onun "yaptıkları karşılığında bir çıkar sağlamaya çalıştığı, menfaat gözettiği" benzeri suçlamalar da olması muhtemeldir. Ancak Allah her konuda işinin hayırla sonuçlanmasına izin verdiği gibi, bu konuda da inkarcıların iftiralarının asılsızlığını tek tek ortaya çıkarır ve elçisine yardım eder.
 
 

 

 

 

 

 
 
  

Peygamberlerde görülen en önemli özelliklerden biri de "merhamet ve şefkat"tir. Peygamberler her zaman yanlarındaki müminlere karşı çok şefkatli ve merhametli olmuşlar, onların dünyadaki ve ahiretteki durumlarını düzeltmek için çalışmışlardır. Hz. İsa'nın ahlakının en belirgin özelliklerinden biri de müminlere karşı olan bu şefkati ve merhameti olacaktır. Allah, gönderdiği elçilerde çok yoğun olarak görülen bu özelliği Kuran'da şöyle bildirmiştir:

    "Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz onun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir." (Tevbe Suresi, 128)
    
İşte Hz. İsa da bu ayette bildirildiği gibi çevresindeki müminlere karşı son derece "müşfik ve koruyucu" bir tavır içerisinde olacak ve bu benzersiz samimiyet ve candanlık onun Hz. İsa olduğunun en anlaşılır delillerinden birini oluşturacaktır.
 
   

 

    
Yazı boyunca Kuran ayetleri ışığında, ahir zamanda yeryüzüne ikinci kez gelecek olan Hz. İsa'nın tanınmasını sağlayacak belli başlı özellikleri inceledik. Hiç şüphesiz Hz. İsa'nın tanınmasını sağlayacak, onun kutlu kişiliğinin ve icraatlerinin en önemli delillerinden biri de kendisi gibi ahir zamanda ortaya çıkacak olan Hz. Mehdi ile birlikte hareket etmesi olacaktır. Peygamberimiz (sav)in hadislerinde ve İslam alimlerinin eserlerinde bildirilen bu konu bir hadiste şu şekilde bildirilmektedir:
 
    
Ebu'l Hasen Muhammed b. El- Senceri'nin rivayetine göre;
 
"Haberler çoğaldı ve Hz. Mehdi'nin gelmesi ve onun Ehl-i Beyt'ten olmasına dair kainatın Efendisi'nden rivayetler artmıştır. Rivayetlerde Hz. Mehdi'nin gelip 7 yıl hükmedeceği, yeryüzünü adaletle dolduracağı, Hz. İsa (as) ile beraber gelip Filistin diyarında Deccal'i yok etme hususunda Hz. İsa'ya yardım edeceği, Hz. İsa (as)'nın, arkasında olduğu halde bu millete namaz kıldıracağı uzunca kıssasında anlatılmaktadır." (Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi)
 
    
Bediüzzaman Said Nursi de Risale-i Nur Külliyatı'nda bu gerçeğe şu şekilde dikkat çekmiştir:
 
"Şahs-ı İsa Aleyhisselam'ın kılıncı ve maktul olan (yok edilen) şahs-ı Deccal'in, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk (maddecilik) ve dinsizlik azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler, din-i İsevinin hakikatini (Hristiyanlığın esaslarını) hakikat-i  İslamiye ile mezcederek (katarak) o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hatta "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir. Hazret-i Mehdi'ye namazda iktida eder (uyar), tabi olur." Diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-i Kuraniyenin mutbuiyetine ve hakimiyetine (Kuran esaslarının hakimiyetine) işaret eder." (Şualar, s.493)
    
Bediüzzaman'ın da belirttiği gibi Hz. İsa ve Hz. Mehdi Altın Çağa vesile olacak ortak fikri mücadeleleri ile, Deccal'i ortadan kaldıracak, din ahlakını tüm dünyaya yayacak ve tüm inananların huzuruna ve refahına vesile olacaklardır.
 
     Ayrıca ahir zamanın ilk dönemlerinde yaşanan her türlü bozulma, kargaşa ve sıkıntı ortadan kalkacak, birbiri ardınca süregelen büyük felaketler, savaşlar, acılar bu iki kutlu şahsın ortak mücadeleleri ile son bulacaktır. İnkarcıların sebep olduğu birtakım felsefi sistemlerin neden olduğu dejenerasyon, manevi boşluk ve ahlaki bozulma yerini tüm inanan insanların asırlardır özlemini duydukları, Kuran ahlakının hakim olacağı Altınçağ denilen kutlu döneme bırakacaktır. Rabbimiz tüm insanları ahir zamanın büyük karmaşasından kurtaracak ve bolluğun, bereketin ve adaletin yaşanacağı bir nimete kavuşturacaktır. Yüce Allah yeryüzündeki nurunu elçileri vasıtasıyla tamamlayacağını ayetlerde şöyle müjdelemiştir:
 
    "Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur."  (Tevbe Suresi, 32-33)
 
   

 

    
Çeşitli İslami kaynaklarda Hz. İsa'nın fiziksel özellikleri ile ilgili de pek çok hadis ve bilgi bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı şöyledir:
 
    1 "Uzuna yakın orta boylu"
    2 "Rengi kırmızı ile beyaza yakın"
    3 "Üzerinde boyanmış iki elbise vardır."
    4 "O derece temiz ki kendisine ıslak dokunmadığı halde başı su damlatır gibidir." (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s.499) )  (Ebu Davud, Melahim,4324)
 
    O kızıl, kıvırcık saçlı ve geniş göğüslüdür. O, salibi (haçı) kıracak, cizye usulünü kaldıracak, İslam'dan başka hiçbir dini kabul etmeyecek... Allah'tan başka hiçbir kimseye ve hiçbir şeye ibadet edilmeyecek. Hazret-i Muhammed (sav)'in yolu üzere hüküm verecek, kendisi Peygamber olduğu halde Peygamber'e tabi olacak ve Muhammed (as)'ın ümmetinden olacak, Peygamber'in ümmeti ve sahabisi olacak. Çünkü o, onu Mi'rac gecesi görmüştür. Öyleyse sahabilerin en faziletlisi olacak.(İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 182)
 
Geceleyin yürütüldüğüm zaman Musa (as)'a kavuştum. (Peygamber onu tavsif ederek:) Bir de gördüm ki, O Şenüe kabilesi erkeklerinden biri gibi kara yağız, uzun boylu, balık etli, düz saçlı bir zattır. İsa'ya da kavuştum (Peygamber onu da tavsif ederek: İsa, orta yapılı, sanki hamamdan çıkmış gibi al çehreliydi. (Sahih-i Müslim, 2/1053)
 
Ben bu gece kendimi rüyamda Kabe'de buldum. Ansızın esmer bir kişi gördüm. Sanki o esmer insanlardan en güzeli, başının saçı iki omuzu arasında sarkıyordu, (yeni) taranmış ve arınmıştı da başının saçı su damlatıyordu. İki elini iki kişinin iki omuzuna koyarak Beyt'i tavaf ediyordu. (Orada bulunanlara) bu kimdir? diye sordum. Onlar: bu Meryem'in oğlu Mesih (İsa)'dır dediler. (Sahih-i Buhari, 9/177)


     
 

Harun Yahya Röportajları


 

 

 

 

 

 

 

 

Kitapehli.com

 

 

 

KURAN'I KERİM - DESTEK OLUN

www.harunyahya.org

 

hz. isa | hazreti isa | isa mesih | hz. isa | hazreti isa